“Ağanın malı gider, marabanın canı gider” derler.
Bu gariban ne çekiyorsa marabalardan çekiyor.
Benim de kara talihim bu demek ki.
Ağalar, Kuzuların Sessizliğini oynuyor.
Maraba bana ateş edip duruyor.
Küfürler, hakaretler, iftiralar gırla gidiyor.
Ağzının da ayarı yok.
Edep desen tınmıyor, ahlak desen sükûta uğramış.
Ağaları da “dur” demiyor, ne hikmetse.
Demek ki onların da hoşuna gidiyor bu durum.
Geçmişte de böyleydi.
Yemi kesilmesin diye bana hakaret ettikçe yemliğine biraz daha fazla yem bırakılmış olsa gerek ki, bir türlü benden kopamadı.
Sosyal medyada dünya kadar hakaret etti, iftira attı.
İstediklerini tam olarak alamamış olacak ki üşenmeden gitti, mahkemeye verdi.
“Mahkeme biter, durulur” dedik.
Ne gezer?
Mahkemenin kararı çok zoruna gitmiş.
Salya sümük saldırmaya başlamış yine.
Yahu bir dur!
Bir frene bas.
Bir yudum bir şey iç.
Yok.
Otomatik pilota bağlamış sanki.
Aklı fikri hep bende.
Bildiği bir şey de yok.
Onun bunun sözüyle bana hakaret etmeyi sürdürüyor.
“Üç kuruşluk kalem” diyenler çok olmuşmuş benim için.
Kendisi de bunlara inanıp habire yazıp duruyor.
Halbuki okumuş, mürekkep yalamış.
Niye her söylenene inanıyor ki?
Onun bunun gazına gelip değerimizi düşürüyor.
Çok ayıp. Ama çok ayıp.
Onun bunun lafına inanacağına, altı yıldır yemeğini veren mektep arkadaşına sorsaydı değerimizi…
Onlardan öğrenip yazsaydı.
Çünkü bizim ederimizi en iyi onlar bilir bu şehirde.
Dökülen saçlarımı ima ediyor.
Yahu, kelliğimin sana ne zararı var?
“Sana yakışmıyor” diye beni mi kıskanıyorsun yoksa?
Yul Brynner’den sonra kelliğin en çok bana yakıştığını da bilmiyor musun, demek ki?
Belki de sen “Porikli” seviyorsundur, ne bileyim…
İnsanların değişik tercihleri var.
Senin de tercihin “Porikli” ve botokslu ise ben ne yapayım?
Aklın sıra bana hukuk dersi vermeye kalkıyorsun bir de.
O derin hukuk bilginle “İSTANAF” diyorsun.
“İSTANAF” ne Allah aşkına?
Ben bu cahil hâlimle “İstinaf” olduğunu biliyorum.
Sen isimleri karıştırdığın gibi harfleri de karıştırıyorsun.
“A” ile “İ” harflerini karıştırırsan böyle komik durumlara düşersin işte.
Halbuki “A” ile “İ” harflerini yan yana çok iyi söylediğin rivayeti oldukça yaygın…
Ben “Beytülmal” diyorum.
Sen “Beytül Mal biziz” diyorsun.
E, sen kendi ağzınla söylüyorsun zaten.
Ben daha ne diyeyim sana?
Şimdi beni iyi dinle:
Önce çeneni kapat.
Edebini takın.
Haddini bil.
Sonra da İstanaf’a değil, İstinafa git!
Orada kazanamazsan Yargıtay’a git.
Orada da kazanamazsan Anayasa Mahkemesi’ne git.
Orada da kazanamazsan AİHM’e git.
Nereye gidersen git.
Seni tutan yok.
“Soysuz kalem” “karga” ve “kuş beyin” tabirlerini unuttum sanma.
Onların hesabını sadece senden sormayacağım, merak etme.
O hesabı, seninle beraber seni habire yemleyen ağalarından da soracağım.
Bakalım onlar için biz neler duymuşuz…
Şimdiye kadar bozmadığımız ağzımızdan duysunlar.
Bir yıldır “Dava açtım, kazanacağım!” deyip göbek atıyordun.
Biz sesimizi çıkarmadık.
Beleş bedava keyf ediyordun.
Bizim birazcık keyif etmemiz niye bu kadar zoruna gitti?
Sen İSTANAF’ı bulana kadar ben daha çok keyif edeceğim.
Ha, bu kadar saldırmanın amacı yemin kesilmesi korkusuysa korkma!
Onlar, senin gibi kendilerini rezil edenleri çok ama çok seviyorlar.
Benden duymuş olma ama bu üstün başarın nedeniyle yakında seni genel müdür yaparlarsa kimse şaşırmaz.
Bu arada…
Bu saatten sonra seninle ilgili kullanacağım ifadelerin doğrudan muhatapları ağalarındır.
NOKTA.