Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Siyasi Ahlak ve Toplumsal Etkileri

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Siyasi ahlak; siyasetin her alanında doğru, adil, ahlaklı ve erdemli davranışları belirleyen etik kurallar bütünüdür. Siyasi aktörlerin, sahip olması gereken değerler bütünü olup, adalet, dürüstlük, kamu yararını gözetme, sorumluluk, hesap verebilirlik, şeffaflık, tarafsızlık ve liyakat gibi unsurlar, siyasi ahlakın temel ilkelerini oluşturmaktadır. Bir toplumun siyasi aktörlerinin, temel ahlaki değerler ile birlikte nezaket ve zarafete sahip olmaları, hem güvenilir ve adil bir yönetimin oluşmasında hem de toplumsal huzur ve istikrarın sağlanmasında etkili olmakta ve demokratik kurumları güçlendirmektedir. Siyasi ahlakın yozlaştığı toplumlarda ise yolsuzluk, rüşvet, torpil, baskı, tehdit, şantaj ve adam kayırma gibi toplumsal çürümeyi körükleyen birçok unsur ortaya çıkmaktadır. Bu toplumlarda halkın seçtiği birçok siyasi aktör, elde ettiği siyasi gücü, devletin sağladığı imkânları ve kanunların verdiği yetkiyi millete hizmet etmek yerine ne yazık ki halkın cebini boşaltmak, kendisi ve yakın çevresine menfaat sağlamak için kullanmakta, milletin umutlarını ve hayallerini çalarak onları yokluk ve sefalete mahkûm etmektedir. Devletin hazinesinden beslenen bu zevat; ayrıcalıklı, dokunulmaz ve ulaşılmaz kimseler olarak imtiyazlı bir sınıf oluşturmakta ve genellikle yaptıkları yanlarına kâr kalmaktadır. Bu durum, toplumun devlete ve siyasi aktörlere olan güvenini sarsmakta ve siyasi aktörleri toplum nezdinde itibarsızlaştırarak güvenilmez kılmaktadır. Bununla birlikte siyasi aktörlerin kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici, tehditkâr ve baskıcı dil, siyasi kutuplaşmaları ve toplumsal çatışmaları körükleyerek toplumu kamplaştırmakta, ülkeyi siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan istikrarsızlığa sürüklemektedir. Bu siyasi yapı, genellikle anayasal düzenin tam oturmadığı, yasal boşlukların çok fazla olduğu ve kurumsal yapının yerine, sistemin kişilere bağlı olarak işlediği geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde daha çok görülmektedir. Özellikle bu ülkelerde cehalet ile tarafgirlik taassubu birleştiğinde, toplum, kendine yakın ve desteklediği siyasi aktörlerin bu tür eylemlerini çoğu zaman meşru kabul etmektedir. Bunun temel nedeni, hem tarafgirlik taassubunun oluşturduğu kör bir sadakat hem de menfaatin hakikatin önüne geçerek "Hırsız bizdense normal, karşı mahalledense hırsızdır" anlayışı ile olup bitenlerin değerlendirilmesidir. Oysaki aslolan, hırsızın hangi mahallede olduğu değil, hırsızlığın gayriahlaki bir davranış olduğunun toplumun her kesimi tarafından kabul edilmesi ve bu çerçevede değerlendirilmesidir. Bu yüzden her toplumun siyasi vitrini, o toplumun tercihlerinin bir yansıması olup, bu yansıma ile oluşan hükümetler, toplumu layık olduğu şekilde yönetmektedir. Nitekim gelişmiş ülkelere bakıldığında, bu ülkelerde oluşturulan toplumsal bilincin, hem seçmenin hesap sorma yetisini hem de siyasi aktörlerin hesap verebilirliğini sağlayan bir denetim mekanizması ile birlikte, temel ahlaki değerlerin esas alındığı bir yapının etkin olduğu görülmektedir. Bu yapı içerisinde siyasi ahlaktan yoksun, siyaseti halkı kandırma sanatına dönüştüren, toplumu kutuplaştıran, istikrarsız ve kamu yararını gözetmeyen siyasi aktörlere itibar edilmemektedir. Bu yaklaşım, doğal olarak siyasi ahlaktan yoksun sözde siyasi aktörleri sistemin dışına iterken, dürüst ve ahlaklı olanları da sistemin içerisinde tutarak etkili ve yetkili kılmaktadır. Böylece siyasi ahlak ve etik değerler ile birlikte liyakat esas alınarak oluşturulan kurumsal yapı içerisinde, kamu hizmetleri adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Ayrıca, işletilen hesap verebilirlik mekanizmaları ile herkes üstlendiği görevin sorumluluğunu taşımakta ve görevi kötüye kullanması durumunda ise bağımsız yargı önünde hesap vermektedir. Bununla birlikte, görevi ve yetkisi ne olursa olsun hiçbir ayrım yapılmaksızın herkes kanun önünde eşit sayılmakta ve gerektiğinde hesap verebilmektedir. Konuya ilişkin yapılan araştırmalar, siyasi ahlakın toplumsal yapı ve ülkelerin gelişimi üzerindeki etkilerini açıkça göstermektedir. Örneğin, 2022 yılında Transparency International tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algı Endeksi, siyasi yozlaşmanın olduğu ülkelerde, doğrudan yabancı yatırımcıların oranının  %30’a kadar düştüğünü ve bu ülkelerde yıllık ekonomik büyümenin ortalama %2’den daha düşük olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde OECD’nin 2021 Kamu Yönetimi ve ŞeffaflıkRaporu, siyasi ahlakın yüksek olduğu ülkelerde kamu harcamalarının %85’inin doğrudan kamu yararına kullanıldığını, siyasi yozlaşmanın olduğu ülkelerde ise bu oranın %50’nin altına düştüğünü göstermektedir. Yine Pew Araştırma Merkezi'nin 2022 raporu, şeffaf yönetimlerin, olduğu ülkelerde halkın yönetim organlarına duyduğu güvenin %70’lerin üzerinde olduğunu, siyasi ahlakın yozlaştığı ülkelerde bu oranın %30’ların altında olduğunu belirtmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) 2021 İnsani Gelişmişlik Endeksi, siyasi ahlakın güçlü olduğu ülkelerde gelir dağılımının daha adil olduğunu, siyasi ahlakın yozlaştığı ülkelerde paylaşımda adaletin olmadığını göstermektedir. Yine Birleşmiş Milletler 2023 Küresel Mutluluk Raporu, demokratik ve etik yönetimlere sahip ülkelerde yaşayan bireylerin mutluluk seviyeleri 1-10 arasında ortalama 7,5 üzerinde iken, siyasi ahlakın yozlaştığı ülkelerde ise bu mutluluk seviyesinin 4,2’nin altında olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, hem yapılan araştırmalardan elde edilen veriler hem de sosyal yaşamın her alanında etkileri hissedilen siyasi ahlakın; bir ülkenin ekonomik kalkınmasını, sosyal barışını, siyasi istikrarını ve adaletini doğrudan etkileyen önemli bir unsur olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle güçlü bir ülke olmanın temel şartı olan “siyasi ahlakın” güçlendirilmesi hayati derece önemlidir. Çünkü siyasi ahlaktan yoksun bir yönetimde ne paylaşımda, ne yargıda ne de yönetimde adalet yoktur. Bu nedenle temel ahlaki değerlere sahip bilinçli bir toplumun tercih ettiği ahlaklı siyasi aktörler, hem demokratik sistemin sürdürülebilirliğine hem de ülkenin gelişim ve değişimine ciddi katkılar sunmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle temel ahlaki değerler, toplumsal kültüre dönüştürülmeli ve bu kültür siyasi ahlaka yansıtılmalıdır. Bu ise ancak erdem, inanç ve bilginin rehberliğiyle mümkündür. Aksi takdirde, tarih boyunca her toplum, nasıl ki kendi tercihlerinin bedelini ödeyerek yönetildiyse, bundan sonra da aynı şekilde yönetilmeye devam edilecektir…

Yazarın Diğer Yazıları