Prof.Dr.Vedat Turhan

BİR SESSİZ SALGIN: LYME HASTALIĞI

Prof.Dr.Vedat Turhan

Kıymetli okuyucularımız ve takipçilerimiz öncelikle hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.Bu mütevazi köşemizde sizlerle belirli aralıklarla hemen hemen hepimizin ya bireysel ya da çevremizdeki en yakınlarımızdan başlayarak tüm toplum sağlığını ilgilendiren bir enfeksiyon hastalığı üzerine konuşacağız. Bu hastalık, Lyme Enfeksiyonu. Ancak öyle bir enfeksiyon hastalığı ki tüm kuzey yarı küredeki ülkeleri ilgilendiren ve salgın boyutunda bir enfeksiyon hastalığı. Bu arada ülkemiz de bu hastalıktan nasibini ciddi olarak almış durumda.

İlginç olan şu ki Lyme hastalığının adeta bir hayalet hastalık gibi muamele görmesi ve ayırıcı tanıda bile hiç düşünülmemesidir. Bunun doğal bir sonucu olarak da kıdemli tıp hekimlerimizin bile poliklinikte karşısına gelen hastaya “Amerika'nın hastalığı gelip seni mi buldu? Daha önce Avrupa`ya, Amerika`ya hiç gittin mi? Hiç sana daha önce kene tutundu mu? sorusuna ..."Yok, olmadı" yanıtı gelince "Öyle ise…. sende Lyme olamaz" denilerek sağlık kuruluşlarımızda Lyme dosyaları daha açılmadan kapatılabiliyor. Hele hele uzamış ya da yerleşmiş lyme olgularının hiç şansı yok. Çünkü bu hastalarda, enfeksiyon deyince akla ilk gelen ateş yüksekliğinin hastalığın başlangıç döneminde görülse bile uzamış ya da yerleşmiş Lyme bireylerinde, yüksek ateşe hemen hiç rastlanmamaktadır. Bir diğer husus da yeni başlayan yani akut Lyme vakalarında “CRP”, “WBC” (akyuvarlar , lökositler) yüksekliği olabilse bile uzamış lyme hastalarında bunlar çoğu kez normal ya da kayda değer olmayan çok hafif yükseklikler göstermektedir. Sonuçta gözden kaçan Lyme dosyaları ya hiç açılmamakta ya da hemencecik kapatılmaktadır. Üstelik bir de ezbere söz olarak da "Lyme Türkiye`de çok az görülür ya da Türkiye'nin bir hastalığı değildir" türünde basma kalıp sözler söylenebilmekte ve hatalı yargılara varılmaktadıt. Peki, biz ne diyoruz… Hayır akut lyme ve uzamış ya da kronik lyme enfeksiyonu tüm kuzey yarı kürede olduğu gibi Türkiye`de de önemli ve oldukça yaygın bir hastalıktır. 

Bunun sebepleri ise Lyme'ın eskiden sanıldığı gibi sadece kenelerle geçen bir hastalık olmamasıdır. Artık son yıllarda daha iyi anlaşıldığı üzere lyme hastalığına sebep olan Borrelia bakterileri sadece kenelerle değil, bazı sinek, böcek, tahta kuruları, hamam böcekleri, akrep gibi haşerelerin yanı sıra kedilerle gelen bit ve pire gibi vektorler (taşıyıcılar, aracılar) ile de bulaşabilmektedir. Yine son yıllarda daha iyi anlaşılan hususlar olarak da Lyme eşler arasında cinsel yolla bulaşabilmektedir. Yine anneler eğer lyme hastalığına sahipse hiç farkına varamadan hamilelikleri döneminde taşımakta oldukları cenine plasenta ya da göbek kordonu dediğimiz besin ve dolaşım köprüsüyle bu bakterileri fiziki olarak yavrularına bulaştırabilmektedirler. 

Değerli okuyucularımız şu anda bu paylaştığımız bilgileri ben her gün çalışmakta olduğum hastanede bizzat karşılaştığım olgular ve takip ettiğimiz artık binlerce hasta üzerinden deneyimlerimize dayalı olarak paylaşıyorum. Öngörüm odur ki, en yakın çevrenizden başlayarak toplumun önemli bir kesiminde lyme vakaları olduğuna tanık olacaksınız. Sorun yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı mevcut sağlık bakış açısının, özellikle yerleşmiş lyme enfeksiyonunun farkında olamaması. Tıpkı bir bilgisayar yazılımın girilmemiş verinin hiç bir zaman ürune ya da sonuca dönüşmemesi gibi Tıp fakültesi derslerinde 40 yıllık eski bilgiler paylaşılmaya ve tekrarlanmaya devam ettiği için lyme olguları, sistematik olarak atlanmakatadir. Akut lyme enfeksiyonu tanısı için hâla hekimlerimiz tarafından “sizde hiç öküz gözü belirtisi ya da cildinizde kırmızı renkte iç içe geçmis yuvarlak döküntülernve ortada kenenin giriş deliğine ait bir kırmızı yuvarlak küçük halkacık oluştu mu türünde sorular devam etmektedir. Çünkü yıllarca Akut lyme için çok önemli bir belirti gibi anlatılan bu “öküz gözü ya da dana gözü” belirtisi günümüzde akut lyme vakalarının sadece %18 kadarında görülmekte olduğu anlaşılmıştır. Lyme vakalarına yönelik tanıların hastanelerimizde ne için gözden kaçtığını ortaya koyuyor? Geriye kalan %82 gibi olguların çok büyük bir kısmındaki hastalar, tanı alamadan ve tedavi edilemeden hastalıkları ilerliyor. Hasta çok talihli ve bağışıklık sistemi güçlü ise bu enfeksiyon belki kendiliğinden sınırlanabilmektedir ya da silik şikayetlerle yaşamını devam ettirebilmektedir. Geriye kalan uzamiş ya da uzamış lyme (kronik Borreliyoz) hastaları ise yillarca sürecek ve hayatlarını alt üst edecek zehir zemberek bir hastalık kuyusunun içerisine düşebilmektedirler. 

Halsizlik, yorgunluklar,  parmaklarda ya da diz kalça gibi eklemlerde tutulumlar, tutulmalar, bedenin değişik yerlerinde uyuşma ve karıncalanmalar, kadın hastalarda aybaşı düzensizlikleri, bazen adım atacak kadar güç kuvvetin ya da dermanın olmaması, baş dönmeleri, sersemlik hali, ardı arkası kesilmeyen, yer değiştiren ve artıp azalan eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı, kulaklarda çınlama  ve uğultular, gözlerde cisimcik uçuşmaları, gözlerde kuruluk, göz kapağında ya da kollar, bacaklar ya da gövdede kas seğirmelerinin olması, huzursuz bağırsak sendromu, huzursuz bacak sendromu, adeta Diyarbakır'dan İstanbul'a otobüsle yolculuk yapmış gibi beyin yorgunluğu , zihin karışıklığı (beyin sisi), yüksek tansiyon atakları gibi çok sayıda belirtilerin hepsi ya da bir kısmı ile karşılaşılabilmektedir. Bu kadar çok bulgu (belirti) olunca ve de yerleşmiş lyme haldeki sağlık sistemi tarafından tanınmayınca kendi alanlarında uzman hekimlerimiz bile kendi alanlari ile ilgili bir başka tanıyı koymaktadırlar: miyalji, artralji, fibromiyalji, iltihapli eklem romatizması, fıtık, fıtık başlangıcı…Bu kadarla kalsa iyi. 

Eğer siz uzamış lyme hastası iseniz hiç bir semptomatik yaklaşım derdinize deva olmayacak ve uygulanan bütün tedaviler geçici olacak ve hastanelerde arayışa devam edecek olursanız size “bütün  tahlilleriniz normal" denilecek. Oysaki kronik lyme` a yönelik laboratuvar testleri: karanlık saha mikroskopisi, CD57, Borrelia burgdorferi PCR, ELISPOT Borrelia ya da LTT Borrelia vb testleri henüz ya da hiç yapılmamış dolayısıyla sizde fiziksel bir hastalık  saptanamadı, bir de psikiyatriye başvurun. depresyonda olabilirsiniz!!! denilecek. Hatta doktorunuz belki de size lyme testlerini ELIZA ve Western blott Borrelia antikor testlerini yaptık ve negatif çıktı diyebilecek. Oysaki bu son bahsedilen testler yaklaşık 40 yıldır kullanılan ve uygun zamanda istenirse sadece akut lyme vakalarının bir kısmını yakalayabilecek yöntemler iken uzamış ya da yerleşmiş lyme vakalarınıni %90 unda başarısız kalan tetkiklerdir. Üstelik bu testlerin ilk kullanılmaya başlanıldığı ABD`de bile şu anda mahkemelik olan testlerdir…

Lyme ile ilgili konuşacak çok husus var. Ancak derdimizi anlatmanin en iyi yolu belki de yaşanmış gerçek hayat hikayeleri ile olacak ve paylaşacağımız hem kendi hastalarımıza hem de yurt dışından hastalara ait vaka hikayeleri olacak. Yine yerleşmiş lyme hastalığının Amerika`da çok sayıda hastane başvurusu olmasına rağmen bir türlü gerçek tanı ve tedaviye ulaşamayan ve önce hayat konforunu, sonra da işini gücünü kaybeden bir kadın hastanın gerçek yaşam öyküsünü anlatan, 
“ Your labs are normal” (sizin tüm tahlilleriniz normal) başlıklı bir filmi internet üzerinden seyredebilirsiniz.
Bizi ve bu köşeye zaman zaman konuk olacak yazar ve düşünürlerimizi takip etmeye devam ediniz lütfen.

Kalın sağlıcakla

Yazarın Diğer Yazıları